verb

voraussetzen

gerektirmek · varsaymak

Etwas als gegeben annehmen, bevor man etwas anderes macht oder sagt.

Tanım ve anlam

voraussetzen, bağlama göre şu anlamlara gelen ayrılabilen bir fiildir:

  1. Önceden varsaymak, doğru kabul etmek:
    Bir şeyin doğru ya da mevcut olduğunu kanıtlamadan kabul etmek.
    Ich setze voraus, dass du die Regeln kennst. — Kuralları bildiğini varsayıyorum.

  2. Gerekli koşul olarak görmek, gerektirmek:
    Bir şeyin yapılabilmesi ya da gerçekleşebilmesi için başka bir şeyin gerekli olması.
    Die Stelle setzt gute Deutschkenntnisse voraus. — Bu iş, iyi derecede Almanca bilmeyi gerektiriyor.

Dil bilgisi ve köken

Fiilin mastar hâli voraussetzen; şimdiki zamanda setzt voraus, geçmiş zamanda setzte voraus, Perfekt yapısında hat vorausgesetzt biçimleri kullanılır. Ayrılabilir olduğundan, ana cümlede çekimli fiil ile voraus ayrılır: Sie setzt Erfahrung voraus.

Kelime, voraus (“önceden, peşinen”) ve setzen (“koymak”) parçalarından oluşur. Bir şeyi “önceden ortaya koymak” fikrinden hareketle “varsaymak” veya “ön koşul olarak belirlemek” anlamlarını kazanmıştır.

Eş anlamlılar ve karşıt anlamlılar

  • annehmen — “varsaymak, kabul etmek” anlamındadır. voraussetzen çoğunlukla önceden kabul edilen bir koşulu ya da dayanağı vurgularken annehmen daha genel bir varsayımı anlatır.
  • unterstellen — “varsaymak” anlamına gelir; çoğu zaman kanıtlanmamış veya tartışmalı bir şeyi kabul etme, hatta birine bir niyet atfetme çağrışımı taşır.
  • erfordern — “gerektirmek” anlamındadır. Gereklilik bildiren kullanımda yakın anlamlıdır; ancak erfordern daha doğrudan “ihtiyaç duymak” vurgusu yapar.
  • bedingen — “koşul olmak, gerektirmek” anlamına gelir; iki şey arasındaki koşul veya bağımlılık ilişkisini öne çıkarır.

voraussetzen için her bağlamda geçerli, tek bir karşıt anlam yoktur. “Gerektirmek” anlamının karşıtı bağlama göre nicht verlangen (“talep etmemek”) olabilir. “Varsaymak” anlamında ise karşıtlık, varsayımı kabul etmemek veya reddetmek şeklinde ifade edilir.

Yaygın ifadeler ve birlikte kullanımlar

  • etwas voraussetzen — bir şeyi ön koşul saymak ya da varsaymak
  • voraussetzen, dass … — “… olduğunu varsaymak”
  • Kenntnisse voraussetzen — bilgi/beceri sahibi olmayı şart koşmak
  • Erfahrung voraussetzen — deneyimi ön koşul olarak görmek

Make “voraussetzen” part of your vocabulary.

Build your German vocabulary with flashcards, audio and spaced repetition.

Examples

Das setzt viel Erfahrung voraus.verb

Bu çok fazla deneyim gerektirir.

Man muss Kenntnisse voraussetzen.verb

Bilgi sahibi olduğunu varsaymak gerekir.

Dieses Angebot setzt keinen speziellen Vertrag voraus.verb

Bu teklif özel bir sözleşme gerektirmiyor.

Keep exploring German

Learn words from the content you love.

Add words from websites, books and videos, then remember them with spaced repetition (SRS).